Kayıtlar

Sarı Karanfil

 Uzakları bir sis bulutu kaplamıştı, ardından gelen acı koku genzini yakıyordu. Arnavut kaldırımlarda, festivalden kalan kırmızı, mavi ve daha bir çok renkte balonlar vardı; neşesini yitirmiş, sönmeye yüz tutmuş anılar gibi etrafa dağılmışlardı. Ufukta bulutların arasına saklanan güneş, yoğunlaşan sisi dağıtmaya çalışıyordu. Ama onun içindeki sis, henüz dağılmamıştı.Gökırmak nehrini karşısına alıp banka oturdu. Boylu boyunca çevreleyen demir parmaklıklar, nehri hapsetmiş gibiydi. Ardı sıra uzanan sıra dağlar hizasında akan nehir, yolunu bulmuştu. O ise yolunu bulamamıştı. Nehre doğru taşan ağaçlar kökleriyle sıkıca kavramıştı toprağı. Kestane ağaçları, çam ağaçları, ıhlamur ağaçları kendi kokularını etrafa yayıyordu. Hepsi kendi özünde, tabiatında hayatına devam ediyordu. İnsan dışındaki bütün canlılar sakinliklerini koruyordu. Kuşlar dallarda cıvıldıyor, toprağa düşmüş yapraklar kımıldıyordu. Gözlerini tekrar ağaçlara çevirdi. Belki de kök salmak, nehir gibi akıp gitmek kadar basi...

Sarı Karanfil

Ne bir şehir bulvarına  Ne bir trafik levhasına. Ayazda kalmış bir bank'a Sana takılı kalmamak umuduyla bakamadım, Geçemedim,önünden  Beni içine alan zorlandığım, alıştığımı sandığım şehri, Anı biriktirmemek için Seninle hiç tanıştırmadım..

Takvim Yaprağı

 Pencere pervazından akıp gideğene ulaşmadan,saksıdaki çiçekleri besleyen yağmur damlalarından,yeni açmış menekşelere. Çevirdikçe kasvet kokan,sararmış sayfalarında yaprak ufanmış, Çizilmekten ve kitaplıktan mahrum olarak büyütülmüş,kabarmış kitaplara. Cilası çıkmış,aşınmış bir fiskos masasında muhabbet etmek umuduyla. Çıkarıldığı çerçevenin izleriyle donatılmış,silik rengini gözyaşlarından alan eski bir fotoğrafa seni anlatırdım.

Takvim Yaprağı

Elindeki nergisleri tek tek toplamıştı.İnce uzun,kemikli parmaklarıyla uyum içerisindeydi.Bu uyumu biraz da dans etmesine borçluydu.Kimse onun kadar özenle çiçeklere bakıp saplarını incitmeden toplayamazdı.Sarı benekli bandanasıyla dağınık saçlarını düzeltme cüretinde bulunmanın gelgitleri arasında kalmıştı.Birazdan paslanmış ve zincirlerine yağ bulaşsa bile değişime karşı çıkan,mavi bisikletini bırakacağı düşüncesini,aklına getirmemek için ve de atlıkarınca'ya ilk defa bineceğini bildiği halde,henüz heyecana girmediğini yansıtmamak için mırıldanıp duruyordu..

Takvim Yaprağı

 I. Her bir fırça darbesinde boya kabul etmeyen, alçısı dökülmüş bir hapishane odasının tutsağı değilim ben. Kırık çekmecelerin, Ampulü dökülmüş bir abajur'un, Rayı fırlamış yatakların, Talaş tozu kokan eskimiş trabzanların tâmiratı benim işim değil..' II. Günün temposundan uzak, Monoton hayat yaşamak isteyen kimsenin, defalarca kez durdurmuş olduğu bir çalar saat değilim ben. Bir atlı karıncanın jeton hesaplamasını yapmak benim işim değil..

Sis

 ...teyzemin işini severek yapması kumaşlara olan narin dokunuşlarının beni benden alması.Yine yüzünde aynı ciddiyet aynı duruş aynı bakış.Bakışlarım babamın üzerinde,yine dünden kalma gazeteler var elinde,bulmaca çözüyor.Saçları yer yer ağarmış,yüzünde bugünden kalma asabi hali.Bir taraftan bulmaca çözüp diğer taraftan kirli sakalını sıvazlıyor.Yıllarca çalışmanın cefasını çeken nasırlı eller,sanki bir yere kaçacakmışcasına delik arayan tükenmez kalem..

Satırları Çizmek

  Ağır bir başkaldırmayla değerken ellerime kitap raflarında birikmiş,toz kalıntıları.. Yazmakta olduğum mektuba,dibi tutmuş mürekkebin son damlalarını işlerken. Eski bir kartpostal kutusunu karıştırırken. Antika bir eşyaya dokunup hayal kurarken.. Ya da temizlerken eski mumlukları,üstüme sinen kokuyla yalnız iken.. Seninle tanışmak isterdim..