Sarı Karanfil
Uzakları bir sis bulutu kaplamıştı, ardından gelen acı koku genzini yakıyordu. Arnavut kaldırımlarda, festivalden kalan kırmızı, mavi ve daha bir çok renkte balonlar vardı; neşesini yitirmiş, sönmeye yüz tutmuş anılar gibi etrafa dağılmışlardı. Ufukta bulutların arasına saklanan güneş, yoğunlaşan sisi dağıtmaya çalışıyordu. Ama onun içindeki sis, henüz dağılmamıştı.Gökırmak nehrini karşısına alıp banka oturdu. Boylu boyunca çevreleyen demir parmaklıklar, nehri hapsetmiş gibiydi. Ardı sıra uzanan sıra dağlar hizasında akan nehir, yolunu bulmuştu. O ise yolunu bulamamıştı. Nehre doğru taşan ağaçlar kökleriyle sıkıca kavramıştı toprağı. Kestane ağaçları, çam ağaçları, ıhlamur ağaçları kendi kokularını etrafa yayıyordu. Hepsi kendi özünde, tabiatında hayatına devam ediyordu.
İnsan dışındaki bütün canlılar sakinliklerini koruyordu. Kuşlar dallarda cıvıldıyor, toprağa düşmüş yapraklar kımıldıyordu. Gözlerini tekrar ağaçlara çevirdi. Belki de kök salmak, nehir gibi akıp gitmek kadar basitti.Ama o, parmaklıkların gerisinde, zihninin odalarında kalakalmıştı.Tam o sırada, sıra dağların doruklarından kopup gelen sert bir dağ rüzgarı vadiye indi. Nehrin yatağından geçip yüzüne çarptı.Gökırmak'ın üzerindeki sisi ve arnavut kaldırımlarda sıkışıp kalan o renkli balonları önüne katıp savurdu. Doğanın sakinliği yerli yerinde kaldı; o ise içindeki o bitmeyen endişeyle baş başa kalarak nehrin akışını izlemeye devam etti.
Yorumlar
Yorum Gönder